Toroslar’ın eteğinde bir açık hava müzesi: Mersin

Akdeniz kıyısında uzanan Mersin, antik kentleri, obrukları ve doğal oluşumlarıyla tarih ile doğayı aynı rotada buluşturuyor.

Feride YAZICI

Mersin’in Silifke–Erdemli hattı boyunca uzanan rota; karstik obruklardan antik yerleşimlere, mağaralardan inanç yapılarının izlerine kadar uzanan çok katmanlı bir kültür ve doğa yolculuğu sunuyor. Aynı güzergâh üzerinde birkaç kilometre arayla konumlanan duraklar, bölgeyi Doğu Akdeniz’in dikkat çeken açık hava müzelerinden birine dönüştürüyor.

KARSTİK MİRASIN İKİ YÜZÜ: CENNET VE CEHENNEM

Bölgenin dikkat çekici noktalarından biri olan Cennet ve Cehennem Obrukları, karstik arazinin binlerce yıllık aşınması sonucu oluşmuş iki dev çöküntü alanından oluşuyor. Yaklaşık 70 metre derinliğindeki Cennet Obruğu’na inmek isteyen ziyaretçileri 452 basamaklı bir merdiven karşılıyor. Basamaklar aşağıya indikçe hava serinliyor, gökyüzü daralıyor ve doğanın içindeki sessizlik daha belirgin hâle geliyor. Obruğun tabanında yer alan Bizans dönemine ait kilise kalıntısı ise bu doğal çöküntünün yalnızca jeolojik değil, aynı zamanda inanç tarihi açısından da önem taşıdığını gösteriyor.

Yaklaşık 130 metre derinliğe sahip Cehennem Obruğu ise sarp kayalık yapısı nedeniyle yalnızca yukarıdan izlenebiliyor. Antik dönemde bu alanın mitolojik anlatılarla ilişkilendirildiği, yer altı dünyasına açılan bir kapı olarak tasvir edildiği biliniyor. Bölge, hem bilimsel hem de kültürel katmanlarıyla dikkat çekiyor.

YER ALTINDA SABİT İKLİM: ASTIM MAĞARASI

Obrukların hemen yakınında bulunan Astım Mağarası, doğal sarkıt ve dikit oluşumlarıyla öne çıkıyor. Yaklaşık 200 metre uzunluğundaki mağaranın sabit sıcaklığa ve yüksek nem oranına sahip havasının geçmişte astım hastalarına iyi geldiğine inanıldığı ifade ediliyor. Yetkililer, mağaranın tıbbi bir tedavi merkezi olmadığını vurgulasa da, doğal yapısı ve mikrokliması nedeniyle ilgi görmeye devam ediyor.

ANTİK BİR MERKEZ: KANLIDİVANE ÖREN YERİ

Güzergâhın bir diğer önemli durağı ise Erdemli ilçesinde yer alan Kanlıdivane Ören Yeri. Antik dönemde ‘Kanytellis’ adıyla bilinen yerleşim, özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde dini ve idari bir merkez olarak kullanıldığı biliniyor. Ören yerinin merkezinde yaklaşık 60 metre derinliğinde ve 250 metre genişliğinde doğal bir obruk bulunuyor. Bu çöküntü alanı, yerleşimin hem konumunu hem de kimliğini belirleyen temel unsur olarak kabul ediliyor.

Halk arasında anlatılan rivayetlere göre suçluların bu obruğa atıldığı ve bu nedenle bölgenin ‘Kanlıdivane’ adını aldığı ifade ediliyor ancak tarihçiler, alanın yalnızca cezalandırma amacıyla değil, dini törenler ve kamusal etkinlikler için de kullanılmış olabileceğini belirtiyor. Obruğun çevresinde kaya mezarları, kilise kalıntıları, sarnıçlar ve çeşitli yazıtlar yer alıyor. Özellikle erken Hristiyanlık dönemine ait yapılar, bölgenin bir dönem piskoposluk merkezi olduğunu ortaya koyuyor.

JEOTURİZM İLE KÜLTÜR TURİZMİNİN KESİŞİM NOKTASI

Uzmanlar, Torosların eteklerinde uzanan bu hattın jeoturizm ve kültür turizmini aynı çerçevede buluşturduğuna dikkat çekiyor. Doğal çöküntülerden yer altı oluşumlarına, antik kent kalıntılarından inanç yapılarının izlerine kadar uzanan bu rota, Mersin’in yalnızca bir sahil kenti olmadığını; tarih ve doğa zenginliğiyle çok katmanlı bir kimliğe sahip olduğunu gösteriyor.

Cennet’ten Cehennem’e, yer altından antik taş yazıtlara uzanan bu güzergâh; Toroslar’ın eteklerinde, geçmişle bugünü aynı manzara içinde buluşturuyor.