Sessizlik içinde oynanan ama etkisi büyük olan golbol, görme engelli bireylerin yalnızca sporla değil; özgüven, dayanışma ve başarıyla da buluştuğu bir alan yaratıyor.
Tuğba BÜYÜKTEKİN
Konya’da faaliyet gösteren bir spor kulübü, genç sporcuları ulusal ve uluslararası başarıya taşırken, hayatlarını da değiştiriyor. Görme engelli bireylerin eşit şartlarda mücadele ettiği golbol, son yıllarda Türkiye’de giderek daha fazla ilgi gören branşlardan biri haline geliyor. Oyuncuların yalnızca sesle yön bulduğu bu spor, fiziksel performansın yanı sıra dikkat, disiplin ve takım ruhunu da ön plana çıkarıyor. Sahada göz maskeleriyle mücadele eden sporcular, görme seviyelerinden bağımsız olarak tamamen yetenekleriyle rekabet ediyor. Golbol, görme düzeyi fark etmeksizin bireylerin birlikte oynayabildiği nadir spor branşlarından biri olarak öne çıkıyor. Gözler tamamen kapalı şekilde oynanan oyunda sporcular, topun içindeki zillerden gelen sesi takip ederek savunma ve hücum yapıyor. B1, B2 ve B3 seviyesindeki görme engeli olan sporcuların aynı sahada mücadele edebildiği bu branşta, oyuncular göz maskesi takarak eşitleniyor. Bu maske sayesinde sporcular, görme farklılıklarından bağımsız şekilde tamamen performansa dayalı bir rekabet ortamında yer alıyor.
Konya’da faaliyet gösteren bir golbol kulübü ise bu branşı yalnızca sportif bir faaliyet olarak görmüyor. Kulüp bünyesinde yetişen genç sporcular, hem sosyal yaşamda daha aktif bireyler haline geliyor hem de milli takım seviyesine kadar yükselme fırsatı yakalıyor. Kulüp başkanı Kudret Şen ve antrenör Gizem Şen’in öncülüğünde yürütülen çalışmalar, görme engelli bireylerin hayata katılımında sporun önemli bir araç olduğunu ortaya koyuyor.
SPORLA TANIŞMA: “NEDEN BİZ DE YAPAMAYALIM?”
Golbol kulüp başkanı Kudret Şen, 21 yaşında tekerlekli basketbol haberlerini gördükten sonra görme engellilerin de spor yapabileceğini düşünerek engelli bireylere yönelik sporları araştırmaya başladığını ifade ediyor. Yaptığı araştırmalar sonucunda farklı engel gruplarına yönelik spor branşları olduğunu keşfeden Şen, kısa sürede spor hayatının içine dahil olduğunu belirtiyor. Spor hayatının ilk olarak az görebilen bireylerin oynadığı futsalla başladığını dile getiren Şen, daha sonra golbol ile devam ettiğini ifade ediyor.
İLK DENEYİMDEN BAĞIMLILIĞA
Spora başladığında yolun başında pes etme ve sonraki antrenmana gelmek istememe durumu ile çoğu zaman karşılaştıklarını açıklayan Kudret Şen, benzer deneyimlere sahip bireylerle bir arada olmanın motivasyonu artırdığını ve bu düşüncenin geçici olduğunu vurguluyor. Oyuncu olarak sahada olmanın heyecanın izleyici olmaktan çok daha yoğun olduğunu belirten Şen, sporun zamanla vazgeçilmez bir tutkuya dönüştüğünü aktarıyor.
ULUSLARARASI BAŞARIYA GİDEN YOL
Kulüp bünyesinde yetişen sporcuların Avrupa’da elde ettiği galibiyetler ve milli takıma seçilmeleri dikkat çekiyor. Kulüp içerisinde farklı yaş gruplarından sporcuların yer aldığını bildiren Şen, düzenli ve disiplinli antrenman programlarının uygulandığını belirtiyor. Tatil günlerinde dahi çalışmaların sürdüğüne değinen Şen, bu disiplinin başarıyı beraberinde getirdiğinin altını çiziyor.
“TÜRKİYE BU SPORDA DÜNYA LİDERİ”
Golbol branşında Türkiye’nin uluslararası alandaki başarısına dikkat çeken kulüp başkanı Kudret Şen, kadın milli takımının üst üste olimpiyatlarda dünya şampiyonu olduğunu ancak bu başarının yeterince bilinmediğini belirtiyor. Avrupa ve dünya çapında elde edilen dereceler üzerinde duran Şen, bu başarılara rağmen sporun kamuoyunda yeteri kadar karşılık bulmadığını söylüyor.
BİR HAYALLE BAŞLAYAN YOLCULUK: ANTRENMAN SÜRECİ
Esasında sosyoloji ve sosyal hizmetler mezunu olan Gizem Şen, 2020 yılından bu yana golbol antrenörlüğü yapıyor. Görme engelli eşiyle tanışmasıyla birlikte hayatının farklı bir yön kazandığını ifade eden Şen, eşinin görme engellilere yönelik bir spor kulübü kurma hayalinin kısa sürede gerçeğe dönüştüğünü ifade ediyor. Bu spor kulübünün başlangıçta antrenör eksikliği olduğunu ve bu ihtiyacı fark ettiğini dile getiren Şen, Görme Engelliler Spor Federasyonu’ndan antrenörlük belgesi alarak sürecin aktif bir parçası haline geldiğini bildiriyor.
BAŞARIYA GİDEN DİSİPLİNLİ SÜREÇ
Zamanla artan sporcu sayısı ve rekabet düzeyinin, Şen’i kendini geliştirmeye yönlendirdiğini söylüyor. Video analizleri ve farklı antrenörlük disiplinlerinden edindiği bilgilerle çalışmalarını derinleştirdiğini aktaran Şen, önemli başarılar elde ettiğini belirtiyor. Geçtiğimiz yıl üç öğrencisinin milli takıma seçilerek Avrupa Şampiyonası’nda birincilik elde etmesini bu başarılara örnek olarak gösteren antrenör Şen, bu yıl ise milli takım antrenörü olarak Dünya Şampiyonası’na hazırlanıyor.
SPORUN ÖTESİNDE BİR DÖNÜŞÜM
Golbolün yalnızca bir spor olmadığını vurgulayan Gizem Şen, bu branşın görme engelli bireyler için özgüven kazandıran bir alan olduğuna dikkat çekiyor. Daha önce evinden tek başına çıkamayan öğrenciler artık antrenmanlara kendi başlarına gelebildiğine dikkat çeken Şen, bu spor sayesinde sosyalleşen gençlerin eğitim hayatlarında da yeni fırsatlar yakaladığına değiniyor.
GENÇ SPORCULARIN İLHAM VEREN HİKÂYELERİ
Takımın genç sporcuları da bu dönüşümün en canlı örnekleri arasında yer alıyor. 15 yaşındaki milli sporcu Ecrin Naz Uyar, spora başlamadan önce içine kapanık bir yapıya sahip olduğunu belirtiyor. İlk antrenmanında zorlanan ve bırakmayı düşünen Uyar, bugün takım içinde lider bir rol üstleniyor. Uyar, “Eskiden bir çevrem yoktu, şimdi kendimi her alanda geliştirmeye çalışıyorum.” diyor ve golbolün hayatını tamamen değiştirdiğini ifade ediyor.
17 yaşındaki İrem Su Savaş ise spora küçük yaşlarda başladığını ve zamanla bu alanda kendini geliştirdiğini anlatıyor. İlk maçında yaşadığı korkuya rağmen pes etmeyen Savaş, bugün milli takım kadrosunda yer alıyor. Golbol sayesinde anksiyetesini yendiğini söyleyen genç sporcu, “Eskiden konuşamazdım, şimdi beni susturamıyorlar.” sözleriyle yaşadığı değişimi özetliyor.
“ ‘YAPAMAM’ DEMEYİN”
Her iki sporcu da görme engelli bireylere aynı mesajı veriyor: “Yapamam demesinler.” Onlara göre bu spor, yalnızca fiziksel bir aktivite değil; aynı zamanda özgürleşmenin, kendini ifade etmenin ve hayata daha güçlü tutunmanın bir yolu oluyor.





