Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun olan ve CNN Türk’te muhabirlik yapan Serdar Er, 7 Ekim sonrası Gazze sınırında tanık olduğu sıcak çatışmaları ve yaşadığı anları anlattı.
Şimal TUNAHAN
Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun olan 32 yaşındaki Serdar Er, CNN Türk’te muhabir olarak görev yapıyor. Haber takibi yapmak için Gazze’ye yaklaşık bir-iki kilometre uzaklıkta bulunan ‘Sderot’ bölgesine gittiklerini aktaran Serdar Er, 7 Ekim sonrası Gazze içine girebilen Türk bir gazeteci olmadığını vurguladı. CNN Türk ekibi olarak Filistin bölgesinin hemen hemen her yerinde haber takibi yaptıklarını belirten Er, özellikle de 7 Ekim’in ardından hem Gazze’de hem de Gazze sınırında sıcak çatışmalara tanıklık ettiklerini dile getirdi. Savaşın ilk zamanlarında özellikle karşılıklı saldırılar gözlemlediklerini ifade eden Er, İsrail’in saldırıları esnasında zaman zaman belki bilerek belki de bilmeyerek İsrail’in hedefi olduklarını dile getirdi. Serdar Er, yaşadıklarını ve gözlemlerini Selçuk İletişim’e anlattı.
GAZZE’DE TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ KALMADI
Gazze sınırından yaşanılanlara tanık olmuş biri olarak, orada yaşananları nasıl tanımlarsınız?
Karşılıklı saldırılar olarak ifade etsem de Hamas, El Kassam Tugaylarının özellikle İsrail birliklerine doğru yaptığı saldırılarda teknolojik olarak daha geride ve az zarar verebilen mühimmatları vardı. Örnek verelim: Hamas tarafı, El Kassam Tugayları bir binayı tamamen yok edebilecek bir silaha sahip değildi ama İsrail saldırıları tabii ki buna karşılık oldukça fazlaydı. Bölgede bir İsrail saldırısı gerçekleştiğinde neredeyse o alanın tamamı yerle yeksan oluyordu. Bu saldırıları mukayese ettiğimizde orantılı bir güç kullanıldığını ifade edemeyiz. İsrail’in hem karadan hem havadan hem de denizden topyekûn Gazze’yi kuşattığını gözlemledik. Her ne kadar kendileri El Kassam Tugaylarıyla, Hamas’la mücadele ediyoruz, tırnak içinde, onların deyimiyle “Terör örgütleriyle bizim mücadelemiz.” deseler de çok sayıda sivilin hayatını kaybettiğini gözlemledik. Bunu gözlemleyebilmeniz için Gazze’ye girmenize gerek yok. Yanı başımızda çıplak gözle baktığımızda görebildiğiniz o binaların sivil yerleşim olduğunu biliyoruz. Sivil yerleşim yerleri olan o alanlarda birkaç ay içinde neredeyse taş üstünde taş kalmadı. Bütün hepsi kayıtlarımızda mevcut. Özellikle Türk medyasında gün be gün kayıtta. Orantısız bir güç ve kullanılması yasak olan çeşitli silahların kullanıldığını gözlemledik. Kayıt altına aldığımız görüntülerden askeri uzmanların da yorumları var. Çok noktada binlerce ton olarak ifade ediliyor ki bunu İsrail tarafı da açıkladı. Gazze’ye saldırı düzenlendi, bombardımana tutuldu.
Gazze’de basın özgürlüğü var diyebilir miyiz?
Eğer Gazze sınırı içinden bahsediyor olacaksak Gazze’de olan basın mensupları, Gazzeliler, Filistinliler orada ne yaşanıyorsa dünyaya aktarıyor. Burada bir sansür yok ama şöyle bir durum var: Çeşitli platformların orada anlatılan gerçekleri, orada yaşananları zaman zaman çeşitli bahanelerle -adına belki bahane demeyebilirsiniz ya da neden diyebilirsiniz, bilmiyorum- kaldırdığını gördük ama Gazze’de olan biten zaten doğrudan Gazze medyası, Filistin medyası ve uluslararası medyada yer buldu. Orada onların sesini duyurmaya engel olacak yerel halktan birileri yok. Orada herkes kamerasını açtığı zaman eğer internet varsa dünyaya sesini duyurmaya çalışıyor ama “Dış etkenlerde Gazze’nin sesi duyulmasın diye bir sansür var mı?” diye soracak olursanız Gazze’de yaşanılanların örtülmesi, daha az sesi duyulması için internet, sosyal medya uygulamalarının ön plana çıkarmaması, farklı nedenlerle o videoları göstermemesi gibi durumlar oluyor. Orada yaşananlar yerel halk tarafından da şöyle yorumlanıyor: “Bizim sesimiz duyulmasın diye biz engelleniyoruz.” Çünkü onlar da yaptıkları içeriklerin kimlere, ne kadar ulaştığını takip ediyorlar. Hatta Gazze’de neler olup bittiğini anlatan yüksek takipçili Filistinli gazetecilerin hesaplarının saldırı altında olduğunu, paylaştıkları videoların erişime az olduğunu anlatıyorlardı. O yüzden bu zamana kadar Gazze’nin içinde bir sansür, bir basın özgürlüğü sorunu gözlemlenmedi ama Gazze dışında Gazze’nin sesi duyulmasın diye birçok platform sorgulandı.
“İSRAİLLİLER TARAFINDAN TEPKİYLE KARŞILANIYORDUK”
Gazze’de ‘Müslüman’ ve ‘Türk’ kimliklerinizin sağlamış olduğu avantajlar ya da dezavantajlar var mıydı? Bize yaşadıklarınızı aktarır mısınız?
Türk olduğumuzu duyan Filistinliler tarafından çok iyi karşılanıyorduk. Özellikle ilk zamanlar Türkiye’nin tutumu açısından 7 Ekim’den hemen sonra İsrail tarafıyla da bir problem yoktu çünkü son zamanlarda Türkiye’nin İsrail ile arası iyileşmeye doğru gidiyordu. Türkiye, hem İsraillilerle hem de Filistinlilerle zaten o diplomasiyi kurabilen, aynı masada oturabilen bir ülkeydi. Sonra İsrail’in Gazze’deki saldırıları artınca Türkiye’nin tutumu burada, “İsrail’in saldırıları dursun, iki devlet bir çözüm olsun, barış masasında toplayalım.” şeklinde olunca, İsrail tarafı buna karşı çıkıp saldırıları devam ettirerek ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Burada tabii siyasi bozulmalar, aranın soğuk olması topluma da yansıyor. İsrailliler zaman zaman Türk basını olmamız nedeniyle bize tepki gösteriyorlardı çünkü onların düşüncesi, “Burada 7 Ekim’de bir saldırı oldu. Siz bu saldırıyı görmüyorsunuz ama bugün İsrail saldırıyor diye haber yapıyorsunuz.” şeklinde. Fakat biz yayınlarımızda 7 Ekim’de El Kassam Tugaylarının saldırısını da anlatıyorduk. Yani böyle bir saldırı olduğunu ve gün o saldırıda İsraillilerin hayatını kaybettiği, sivil vatandaşların da zarar gördüğünü söyledik. Bugün de aynı şekilde Filistinli sivillerin öldüğünü aktarıyoruz. Tabii İsrailliler bizi bu konuda pek dinlemiyorlardı çünkü orada savaş ortamı var. Her iki tarafın da canı tehlikede, her iki taraf da korkuyor. O yüzden belki bu ortamda anlamamaları normal karşılanabilir ama tabii Türk olmamızdan, Türk medyası olmamızdan dolayı İsrailliler tarafından tepkiyle karşılanıyorduk.
İsrail’in orada yaşlı, çocuk demeden bir katliam gerçekleştirdiğini biliyoruz. Peki İsrailli askerler basına karşı güç uyguluyor muydu?
Rakamlar ortada. Gazze içinde 250’den fazla Filistinli gazetecinin hayatını kaybettiğini biliyoruz. Ben bu süreçte Lübnan sınırındaki gazetecilerin öldürüldüğünü hatırlıyorum. İsrail’in şu an için herhangi bir Türk medya çalışanını öldürmese de yaraladığını biliyoruz. TRT kamerasını kırdığını biliyoruz. NTV kamerasını kırmak üzere silahıyla, dipçiğiyle vurduğunu bizzat ben görüntüledim. Mescid-i Aksa’da cuma namazına gitmek isteyen Filistinlilere yapılan müdahalelerde, oradaki haber takibimizde basın mensuplarına yapılan sert müdahaleyi yine biz görüntüledik. Diğer taraftan Tel Aviv’deki eylemeleri takip eden basın mensuplarına gayet sakin bir şekilde davranıldığını gözlemledik ki oradaki çifte standardı yine CNN Türk canlı yayınında aktarmıştık. Mescid-i Aksa’daki eylemleri takip ediyorum. Orada saldırılar var, çeşitli silahlar kullanılıyor, mermiler sıkılıyor, gaz fişekleri atılıyor, TOMA’larla kalabalığa saldırılıyor… Basın mensupları da buradan nasibini alıyor ve etkileniyor. Ancak Tel Aviv’deki eylemleri takip ederken ne gaz sıkıldığını ne gaz fişeği atıldığını ne TOMA’larla insanların üzerlerine gidildiğini gördük. Sadece havadan su sıkarcasına yağmur gibi müdahale ettiklerini gördük. Orada bir çifte standart olduğunu aktarmıştık. Bu durum net bir görüntüyle ortaya konulmuştu. İsrail’e son gidişimde İran saldırıları vardı. Normalde o saldırılar olana kadar İsrail’e belki 5 kez gitmişimdir ki bunlar hep uzun süreliydi. Son gideceğim zaman daha önce İsrail’e giriş çıkış yapmış olmama rağmen didik didik her şeyimi aradılar. Basın iznim olmasına rağmen bütün cihazlarımız, üstümüz, başımız yine arandı. Saatlerce kara sınırında bekledik. Yani bu şekilde muamelelerle karşı karşıya kaldık açıkçası.
Türk ve Batı medyasını karşılaştırdığınızda aradaki farkları nasıl değerlendirirsiniz?
Genel bir değerlendirme yapacağım ama Türk medyasını bizim kanalı referans göstererek aktarmak istiyorum çünkü bizim kanal yani CNN Türk, bu olaylar devam ederken en çok izlenen haber kanalı oldu. Türkiye’deki insanlar gelişmeleri CNN Türk’ten takip ettiler. Bizim yaptığımız haberler, içerikler yurt dışında CNN uzantısı olan CNN International’da yayınlandı. Tabii ki Batı medyası bizim gibi bakmıyor meseleye. Nasıl bizim gibi bakmıyor? Olayların tam manasıyla 7 Ekim’de başladığını, İsrail’in bir saldırıya uğradığını anlatıyorlar. Ancak Batı medyası, 7 Ekim öncesinde alınan kararları, Birleşmiş Milletler kararlarını, İsrail’in 1947-1948’den sonra o bölgedeki Filistinlileri zaman zaman bazı yerlerde sıkıştırarak, evlerinden ederek o topraklarda kaldığını anlatmıyor. Bir de Batı medyası, bazı ülkelerin İsrail’le arası iyi olduğundan ve belki de bu ilişkinin bozulmasını istemediğinden mütevellit o tarz haberleri, o tarz içerikleri göstermediler. Hâlâ da göstermiyorlar ama şunu da belirtelim: Son zamanlarda yardım filolarıyla, uluslararası çağrılarla birlikte Batı medyası vatandaşın tepkisine sessiz kalamadı. Şimdi vatandaşın tepkisi sayesinde eskiye nazaran o bölgedeki İsrail saldırılarını haberleştirebiliyorlar. Biz Türk medyası, bu zamana kadar, “ 7 Ekim’de El Kassam Tugayları bu saldırıyı başlattı.” demenin yanı sıra orada İsrail’in de yoğun saldırılarını göstererek her iki tarafın da yaptıklarını anlatarak objektif bir tutum sergiledik. Ancak bu objektifliğin arasında her zaman şunu da söyledik: Orada orantısız bir güç var. Yani istediğiniz kadar objektif olun. İsrail’in bugün bile anlaşma maddelerini yok sayıp ateşkesi ihlal etmesi ve bunun haberleştirmeniz objektiflik ilkesini burada yok saymanız anlamına gelmiyor. Sahada olan gerçekliği anlatıyorsunuz. O yüzden sahada sürekli İsrail’in saldırgan tutumu, oradaki operasyonlarını sürdürmesi, saldırmaya devam etmesi ve sivillerin bu saldırılarda zarar görmesi bu yönde haberlerin ön plana çıkmasını kolaylaştırıyor. Bu yönde haberler İsrail tarafında ön plana çıkıyor ama İsrail medyası da bunu görmüyor. İsrail tarafı da şunu anlatıyor. “Biz terör örgütleriyle mücadele ediyoruz.” Batı medyası da İsrail’in bu söylemini daha fazla haberleştirip daha fazla yer veriyor. Orada Hamas’ın sözü yok. Filistinlilerin herhangi bir kıymeti yok.
“FİLİSTİNLİLERİN YÜZÜNDEN BİR KORKU GÖRMÜYORUZ”
Saldırı anlarında Gazze’deki atmosfer nasıldı? Filistinlilerde bir inanç mı yoksa korku mu vardı?
Bugün hâlâ bakıyoruz, Filistinlilerin yüzünde bir korku görmüyoruz açıkçası. 2 yıldan fazla zaman geçti. Alışılmış bir durum var orada. Saldırılar oranın normali ama bugün daha çok insanların yoklukla, açlıkla, susuzlukla mücadele ettiği ortada. Yani o mücadele içindeki insanlardan normal bir şekilde davranması da beklenemez ama hâlâ birçok yerde alınları ak. Kameralar karşısında “Buralar bizim toprağımız, buradan ayrılmayacağız.” şeklinde mesajlarını görüyoruz. O yüzden o korkuyu hâlâ göremiyoruz. Hep mücadele mesajı verildi. Sivillerde de bunu görüyoruz. Orada bir dayanışma var çünkü saldırı altında olan bir bölge var. Orada belki aynı fikirde olmayan insanlar olsa bile, örnek veriyorum, “7 Ekim’de İsrail’e saldıralım.” demeyenler olsa bile aralarında şimdi saldırı altında olduklarından dolayı bir birliktelik görüyoruz çünkü sonuçta hep beraber ölünüyor. Hep beraber açlar, hep beraber susuzlar, hep beraber bütün imkânsızlıklar var orada. O yüzden o çaresizlik hiçbir zaman görünmedi ama sahanın bir çaresizliği var. Yani artık gıda, ihtiyaç malzemelerinin bölgeye girememesiyle ne yazık ki böyle bir durum oluştu.
Tüm bu konuşmamızdan sonra Gazze’ye bir mesaj gönderecek olsanız neler derdiniz?
Bu soruya bir gazeteci olarak değil de bir insan olarak cevap verebilirim. Tabii ki gazeteci olarak da cevap verilebilir ama burada insani olarak konuşmanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Umarım Gazze’de, Filistin’de, o bölgede zulüm biter ve oradaki bütün insanlar rahat bir şekilde yaşayabilir. Nasıl mümkün olur bilemiyorum çünkü çoluğunu çocuğunu kaybedenler, yok olan aileler var. Sayıları artırabilir, bu cümlenin devamı gelebilir. Umarız en yakın zamanda ve en kısa sürede Gazze’ye barış gelir. Bir insan olarak şunu söyleyebilirim: O çaresizliği, o yokluğu, Gazze sınırında olmamıza rağmen o baskıyı hissettik. Bir alan düşünün, yani Konya’da sıkışıp kaldığınızı düşünün ve oradan çıkamıyorsunuz. Yeterli gıdaya, suya ulaşamıyorsunuz, sosyal hayatınız 2 seneye aşkın süredir yok. Bu alanda yaşamaya çalışıyorsunuz ama tepenizde sesleri rahatsız edici bir şekilde olan dron kameraları, insansız hava araçları, birbiri ardına yaşanan patlamalar… Oldukça zor. Yani hiç kimsenin, bu Yahudiler de olsa Müslümanlar da olsa Hristiyanlar da olsa fark etmeksizin hiçbir insanın böyle bir zulme, böyle bir saldırıya maruz kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Umarım en yakın zamanda oradaki bütün savaş biter ve bölgeye barış gelir.




