Konya Büyükşehir Belediyesi Tasavvuf Müziği Topluluğu sanatçısı Metin Deniz Türeli, enstrüman yapımından sema eğitimine her alanda tasavvufun izlerini yaşatıyor.
Şimal TUNAHAN
Konya Büyükşehir Belediyesi Tasavvuf Müziği Topluluğu’nda klasik kemençe sanatçısı olan Metin Deniz Türeli, sadece kemençe çalmıyor. Tanbur, ney ve rebap da kullanabilen Türeli, aynı zamanda bu enstrümanları kendi atölyesinde üretiyor. Gençlere, Mevlânâ Kültür Merkezi’nde müzik ve sema eğitimi veren Türeli, Kültür ve Turizm Bakanlığı kapsamında UNESCO ‘Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Mirasçısı’ ünvanını taşıyor. Türeli, bir yandan sanatını icra ederken diğer yandan da sanatını gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor.
“TASAVVUFUN İÇİNDE SANAT VAR”
Müzik öğretmeninin 13 yaşındayken verdiği performans ödevi vesilesiyle gitar atölyesinde çıraklığa başladığını açıklayan Türeli, atölyede geçirdiği vakitte enstrüman yapımına adeta aşık olduğunu belirtti. Ödevinin bitmesine rağmen atölyede iş öğrenmek için çıraklığa devam ettiğini bildiren Türeli, o süreçte hem enstrümanlara hem de Türk mûsikîsine yakınlaştığını anlatarak, bu ödevinin müzik serüveninin başlangıç noktası olduğunu söyledi. O dönem derslerde dahi atölyeyi ve enstrümanlarını düşündüğünü söyleyen Türeli, bedeninin sınıfta, ancak zihninin tamamen atölyede olduğunu vurguladı. Liseye geçmesiyle müziğe merakının tasavvuf ve edebiyata olan ilgisiyle daha da şahlandığını dile getiren Türeli, tasavvufun aslında her daim hayatında olduğunun altını çizdi.
Küçük yaşlarda babaannesinin onu Peygamber ve evliya hikâyeleri ile büyüttüğünden bahseden Türeli, sema bilmezken dahi 6 yaşındayken babaannesinin eteğini giyerek etrafında döndüğünü söyledi. Lisedeki edebiyat öğretmeninin ders çıkışlarında gönüllü öğrencilere Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr gibi kitapları çalıştırdığından bahseden Türeli, bununla birlikte Hz. Mevlânâ’yı araştırmaya başladığını ve o zamanlarda Şeb-i Arûs etkinlikleri kapsamında sema mukabelesini görüp bilet aldığını belirtti. İlk sema mukabelesini Mevlânâ Kültür Merkezi’nde 2008 yılında izlediğini ve adeta büyülendiğini anlatan Türeli, “O an semazenleri görünce dedim ki ‘Ben de orada olmalıyım.’ Sonra oradaki büyüklerle tanıştım, konuştum ve bir sonraki Şeb-i Arûs’ta ben de semazen olarak ayine katıldım. İlk semayı bu çatıda yaptım. Şimdi de aynı çatıda gençlere sema öğretiyorum.” dedi.
Tasavvufun sanatına ve kendisine çok büyük katkıları olduğunun altını çizen ve tasavvufun içinde sanat olduğunu bildiren Türeli, “Ruh manevi taraftır, beden sanattır ama ruhsuz sanat cesettir.” dedi.
ÖNCE NEFSİN YENİLMESİ GEREK
Mevlevîlerin büyük sanatkârlar olduğunu ifade eden Metin Deniz Türeli, kendisine ‘sanatkâr’ diyemediğini ancak olmak için uğraştığının altını çizdi. Mevlevîliğin güzel ve latif bir tarikat olduğunu öne süren Türeli, Mevlevîlikte Kur’an-ı Kerim, hadis, Mesnevî, Dîvân-ı Kebîr ve müzik musikisi öğrendiklerini, bunların yanı sıra Mevlevî tarikatına giren dervişlerin ney üflemesi, şiir ve müzik bilmesini gerektiğini bildirdi. Herkesin başka bir sanat içerisinde icâzet almak zorunda olduğuna değinen Türeli, insanların burada sabrını ve kendini bulduklarını kaydetti. Sanatın insanı nefsi duygulardan uzaklaştırdığını söyleyen Türeli, tüm bunlardan önce sanatın insan nefsine önce kibir verdiğini de ileri sürdü. İnsanın önce o nefsini dövmesi ve şekle sokması gerektiğini anlatan Türeli, “Yani yok olmak diye bir şey vardır. Hiçlik makamı. Hiç olabilmek için önce var olmak gerekir, yani o kibre girmek lazım. Ondan sonra onu eğitmek lazım. Sanat da böyledir ama çok ince çizgidir. Eğer oradan düşersen o kibrin içinde kalırsın.” dedi.
HER SAZ TEKİLDİR
El yapımı enstrümanlara karşı ilginin her daim canlı olduğundan bahseden Metin Deniz Türeli, bir enstrümanın kaliteli olması için kaliteli bir ustanın elinden çıkması gerektiğini öne sürdü. Fabrika yapımı müzik aletlerinin de olduğunu ifade eden Türeli, yine de fabrika yapımı müzik aletleri ne kadar kaliteli ağaçlardan yapılırsa yapılsın, seviyesinin belli bir noktanın üstüne çıkamayacağını söyledi. Bir enstrümanı elle yaparken ağacın neresinin yumuşak, neresinin sert olduğunu bildiklerini ve enstrümanı buna göre yaptıklarını söyleyen Türeli, makinenin bunu bilmediğini çünkü makinenin bir kodu bütün ağaçlara işlediğini ve bunun yanlış olduğunu iddia etti. Her sazın bir parmak izi gibi tekil olduğunu söyleyen Türeli, sazın her tarafına ayrı işçilik göstermek gerektiğini belirtti. Enstrümanın sanatsal kısmının başka, ses verdirme kısmının başka olduğunu bildiren Türeli, enstrümana ses verdirme kısmının ‘mühendislik’ kısmı olduğunu söyledi. Olayın elle yapılması değil, usta bir elle yapılması olduğunu söyleyen Türeli, herkesin saz yapabileceğine ancak herkesin sazdan ses çıkaramayacağına işaret etti.
“ÇOCUĞUMU SAHNEDE GÖRMEK GİBİ”
Yaptığı müzik aletini çaldığında hiçbir şey hissetmediğini, ancak yaptığı aleti bir ustanın elinde gördüğü zaman çok duygulandığını söyleyen Türeli, televizyondaki müzik programlarında yaptığı enstrümana denk geldiğinde sanki o televizyona kendisi ya da çocuğu çıkmış gibi heyecanlandığını açıkladı. Yaptığı sazları defalarca kez sahnede dinlediğini söyleyen Türeli, bunun çok ayrı bir zevk olduğunu ve anlatılmasının mümkün olmadığını ifade etti. Yaptığı işlerde eksiklerini görmeye çalıştığını söyleyen Türeli, sözlerine şu şekilde devam etti: “Yaptığım sazı izlerken ‘Ne güzel yapmışım.’ demiyorum. Mutlaka eksiklerine bakıyorum çünkü noksansız olan yalnızca Allah’tır. Onun dışında her şey noksandır. Ben bu taraftan bakıyorum. Atölyede o yanlışımı hayal ederek bir sonraki enstrümanda o hatayı yapmamaya çalışıyorum.”
‘YAŞAYAN KÜLTÜR HAZİNESİ’
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) kapsamında ‘Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcısı’ ünvanını alan Metin Deniz Türeli, bu başarısını tasavvufa borçlu olduğunu bildirdi. Sanatını bir Mevlevî dervişinin kendini tekkeye kapatarak 1001 günlük çilesini çekercesine yaptığını belirten Türeli, sanatını para kazanmak için değil; kendini geliştirmek, nefsini terbiye etmek ve iyi bir sanatkâr olabilmek için icra ettiğinin altını çizdi. Ömrünün yarısından fazlasını tamamen bu işe adamış olduğunu bildiren Türeli, vaktinin büyük bir çoğunluğunu hem musiki hem tasavvuf hem de müzik aletleri yapımına ayırdığını, bundan dolayı da belki 60-70 yaşında alabileceği ünvanı 32 yaşında aldığını ve bunun için sürekli şükrettiğini sözlerine ekledi.




