Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde görev alan Doç. Dr. Neslihan Öztürk Bütow, 1950’li yıllarda resimlerde çokça tercih edilen masalsı anlatım yaklaşımını Selçuk İletişim’e anlatıyor.
Kübra ÖZÇİFTÇİ
Masal kelimesinin anlamı, bir hikâyenin olağanüstü yorumlanış biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden Neslihan Öztürk ise masalsı anlatımı bir şeylerin arasındaki ilişki, figür gözlemleme hâli olarak tanımlıyor. Öztürk, resmin derinine indikçe figürlerden ve detaylardan oluşan bir anlatımın gözler önüne serildiğini ve bütün resim yapma sürecinin aslında masal olduğunu açıklıyor. Öztürk sözlerine şöyle devam ediyor: “Hem resimde gösterilen üslup, yani resimde yer alan konu anlatımıyla masalsı hem de bu süreci bir metafor olarak düşündüğümüzde sürecin kendisi de masalsı.”
1950’Lİ YILLARDA TÜRK RESMİ
1950’li yılların Türk resminde önemli bir yeri olduğunu ifade eden Neslihan Öztürk, “Türkiye’nin sosyoekonomik düzeyde yenilenmesi, tek partili dönemden çok partili döneme geçilmesi, bireyciliğin yayılması ile birlikte daha çok sanatçıların Türk kültürünün değerini yansıtmayı amaçlamışlar.” dedi. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türk kültürünü yansıtmayı amaç edinen grup çalışmaları olduğunu söyleyen Öztürk, 1950’lerde çok partili hayat ile bireyselliğin sanatçılar üzerinde, eserlerine kendi hayatlarını kendi baktıkları yerden yansıtmaları Türk sanatında bir kırılma oluşturduğunu dile getirdi. Öztürk, öncesinde de sanatta bu tür örneklerin olduğunu ama 1950’lerde daha çok kişide eş zamanlı olarak görülebilen bir şey hâline geldiğini de sözlerine ekledi.
SANATÇILARIN İLHAM NOKTALARI
Sanatçıların ilham aldıkları şeylerin farklılık gösterdiğini söyleyen Öztürk, kimi sanatçının kültürel kimliğini resimlerinde ön plana çıkardığını kimi sanatçıların lirik bir anlatımı benimsediğini kimilerinin de mitolojik unsurlar üzerinden sanatını icra ettiğini kaydetti. Bedri Rahmi Eyüpoğlu örneği üzerinden ilerleyen Öztürk, Eyüpoğlu’nun Türk kültürel kimliğini resimlerine yansıttığını, Burhan Uygur’un ise eserlerinde daha çok kendi hayatının lirik anlatımını yansıtmayı tercih ettiğine değindi.
MİMARLIKTAN RESSAMLIĞA: NURİ ABAÇ
Çocukluktan yetişkinlik evresine kadar geçen gelişme döneminin sanatçıların ilham noktalarını belirlediğini iddia eden Neslihan Öztürk, Nuri Abaç’ın çalışmalarında ilham noktasının Hacivat ile Karagöz olduğunu belirtti. Nuri Abaç’ın babasının Mersin Halk Evi’nin müdürü olması dolayısıyla tiyatrocu ve ressamlarla büyümüş olmasının önemini vurgulayan Öztürk, Nuri Abaç’ın onlardan etkilendiğini ve resimlerinin ana sentezinin Hacivat ve Karagöz olmasının sebebini bununla bağdaştırdığını söyledi. Bir tür gölge oyunu olan Hacivat ve Karagöz’ün Türkiye’yi de en çok temsil eden şey olduğuna değinen Öztürk, Nuri Abaç’ın resimlerini boyaması öyle şansa bırakılmış ya da düşünülmemiş bir şey olmadığını söyledi. Hacivat ile Karagöz kuklalarının yapıldığı deri dokusu ışığa tutulduğunda saydam bir görüntü oluşturduğunu belirten Öztürk, Nuri Abaç’ın da resimlerinin yüzde seksenini o etkiyi koruyarak boyadığını ifade ediyor.
MİTOLOJİK RESİM ÇALIŞMALARI
Resimlerde yer alan mitolojik unsurların evrensel bir mesaj taşıdığı için sanatçıların eserlerinde kullanmayı tercih ettiğini vurgulayan Neslihan Öztürk, mitolojik çalışma deyince akla Can Göknil’in geldiğini söyledi. Sanatçının neredeyse tüm çalışmalarını mitoloji temelli yaptığını ileri süren Öztürk, konuşmasının devamında, Can Göknil’in çalışmalarından örnekler verdi: “Mesela ‘Nuh Tufanı’ çalışmasında, yıllardır anlatılan o hikâyenin içerisindeki evrensel mesajı sanatçı yenilemek istiyor olabilir. O zamanlar tufan denilen şey bizim şimdilerde büyük göç dediğimiz şey ile aynı anlatıma geliyor. Bizim ‘tufan’ dediğimiz modern dünyada ‘göç’ olarak yansıyor.”
Neslihan Öztürk, son olarak masalsı anlatımın resme çeşitlilik kazandırdığını ve farklı yazarların kişisel dünyasının konu olabilmesini mümkün kıldığını sözlerine ekledi.




