Udun derin ve yumuşak tınısı, yüzyıllardır Türk musikisinin ruhunu besliyor. Müzisyen Cengiz Göçmen, udla tanışma hikâyesini ve geleneksel müziğin inceliklerini anlattı.
Zeynep ŞAHİN
Türk musikisinin en ‘vakur’ enstrümanlarından biri olan ud, perdesiz yapısı ve insan ruhuna dokunan tınısıyla asırlardır Anadolu topraklarında yankılanmaya devam ediyor. Bartın’da bir köy öğretmeniyken tanıştığı müzik tutkusunu yarım asırlık bir ud sevdasına dönüştüren müzisyen Cengiz Göçmen, dönüm noktasının 1974 yılında Konya Obruk’a tayiniyle olduğunu söylüyor. Müzik yolculuğuna ilk kez bir köy düğününde eline aldığı cümbüşle başladığını anlatan Göçmen, İstanbul’dan getirttiği ilk uduyla başladığı bu serüvenin 1985 yılında Konya Musiki Derneği’nde Fethi Barut gibi ustaların dizinin dibinde eğitim alarak profesyonel bir boyuta taşındığını aktarıyor.
“EN İYİ ÖĞRENEN, ÖĞRETENEDİR”
Müziğin sadece bir hobi değil, bir disiplin ve sabır işi olduğunu vurgulayan Cengiz Göçmen, emeklilik sonrası dönemde de müziği bırakmayarak kendi müzik evini açtığını belirtiyor. Henüz dijital kaynakların, bilgisayarların ve akıllı telefonların bulunmadığı dönemlerde bilgiye ulaşmanın zorluklarını bizzat yaşadığını söyleyen Göçmen, bu kısıtlı imkânları bir avantaja çevirdiğini anlatıyor. Hicaz’dan Nihavent’e, Hüzzam’dan Kürdilihicazkar’a kadar pek çok makamı içeren özel makam dosyaları hazırlayarak kendi öğrenme sürecini kayıt altına alan Göçmen, ud icrasını bu çalışmalarla geliştirdiğini aktarıyor. Müzisyen, geleneksel Türk musikisinin temel taşının usta-çırak ilişkisi olduğunu iddia ediyor. Bizim müziğimizin sadece nota bilmekle olmayacağını bildiren Göçmen, o ruhun ve tavrın bir hocanın dizinin dibine oturduğunda alınabileceğini öne sürüyor. Bu yolculukta edindiği en büyük tecrübenin bilginin paylaşıldıkça kökleştiği olduğunu ifade eden Cengiz Göçmen, ‘en iyi öğrenen, öğretendir’ düsturuyla, 1977’deki emekliliğinin ardından dernek başkanlığı ve müzik evi süreçlerinde edindiği her şeyi öğrencilerine aktardığını belirtiyor. Bir öğrenciye bir makamı anlatırken, o makamı aslında kendisinin de yeniden ve daha derinlemesine keşfettiğini söyleyen Göçmen, müzik evinde bu geleneği yaşatmaya devam ederken, öğretme sürecinin bir sanatçıyı her zaman zinde ve öğrenmeye açık tuttuğunu vurguluyor.
UDUN ‘VAKUR’ SESİ VE RUHUN ŞİFASI
Udun diğer enstrümanlar arasında ‘erkek’ olarak tabir edilen vakur ve dolgun bir sese sahip olduğunu dile getiren Cengiz Göçmen, enstrüman çalmanın insan karakteri üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekiyor. Müziğin sadık bir arkadaş olduğunu belirten Göçmen, enstrüman icrasının faydalarını şu sözlerle aktarıyor: “Müzik sabırlı olmayı öğretir; aynı pozisyon binlerce kez tekrar etmeniz gerekir. Yalan bilmez, dedikodu yapmaz. Bağışıklık sistemini güçlendirir, insanı zinde tutar ve mutluluk hormonu salgılar. Müzikle uğraşan insan her ortamda başköşeye oturtulur.”
GENÇLERE UYARI: “KENDİ SAZIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Günümüzde gençlerin geleneksel enstrümanlar yerine daha çok Batı enstrümanlarına yönelmesini değerlendiren Göçmen, kültürel mirasın korunması gerektiğinin altını çiziyor. Sosyal medyanın tüketim alışkanlıklarını belirlediğini söyleyen müzisyen, kendi sazını çalmayan milletlerin başkasının sazını çalacağını söylüyor. Yine de konservatuvar öğrencilerinin ve bilinçli ailelerin udun değerini kavramaya devam ettiğini söyleyen Cengiz Göçmen, yerli ve milli müziğe olan ilginin artması gerektiğini söylüyor.




