Veda değil, varoluş mücadelesi

Şairler için ayrılık bir kayıp değil, aşkı diri tutan ve şiiri besleyen bir ilham kaynağı oluyor.

Şimal TUNAHAN

Modern Türk şiirinin satırlarında dolanırken, ayrılık basit bir veda olmanın ötesinde güçlü bir manevi arayış olarak karşımıza çıkıyor. Şiirin dili içinde ayrılık, çoğu zaman suskunluklarla, yarım kalmışlıklarla ve içe dönük sorgulamalarla birlikte var oluyor. Bu durum, ayrılığı yalnızca bir son değil, aynı zamanda sürekli yeniden üretilen bir başlangıç olarak da görünür kılıyor. Şairin dünyasında ayrılık, bir kayıp olmanın aksine aşkı ebedileştiren ve ilhamı diri tutan bir sığınak olarak görünür oluyor. Ayrılık, şairin kaleminde sadece bir veda mektubu değil, bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden Doç. Dr. Sena Küçük, şiirlerde ayrılık temasının işlenişi hakkında Selçuk İletişim’e konuştu.

“AŞK, EDEBİYATIN EZELÎ TEMALARINDAN BİRİ”

Türk şiirinde ayrılık teması hangi kırılma noktalarında görünür oluyor?

Ayrılığı anlatmak aşkla başlıyor. Aşk edebiyatın ezelî temalarından biri. Bu da insanın asli duygularından biri olmasıyla ilgili. Böyle köklü bir kavram için genel planda kırılma noktaları tespit etmek güç. Aşk, özellikle aşkın ayrılık boyutu, kişinin hayat yolculuğunda birincil sınavlarından biri. Kişinin var oluş amacı olgunlaşma, tamlığa erme olarak görünüyor. Bu da her şekilde acılar sarmalından geçmekle mümkün olan bir gelişme çizgisi oluyor. Bu bağlamda aşk ya da varoluşsal boyutuyla ayrılık insanı tamlığa erdirme yolunda geçilmesi zorunlu bir acılar denizi. Louis Aragon’un ‘Mutlu aşk yoktur.’ önermesi de bunun en yalın anlatımı.

Şairler ayrılığı bir kayıp olarak mı anlatıyorlar? Yoksa bu duygu zamanla içsel bir yolculuğa mı dönüşüyor?

Ayrılık bir şair için asla bir kayıp değil, tersine, aşkın kaynağı çünkü kavuşma, aşkı, dolayısıyla ilhamı öldüren bir olgu. Ayrılık ise tersine, şiiri besleyen en önemli unsur. Aşktır önemli olan, kime âşık olunduğu ikinci planda geliyor. Şair duyarlığını harekete geçirmek için aşkın sürmesi, aşkın sürmesi için de kavuşmanın sürekli gecikmesi ya da ayrılık şart.

Modern Türk şiirinde ayrılık hangi temalarla daha çok görünür hâle geliyor?

Aşk ya da ayrılık teması şiirlere; kaçınılmaz bir duygu olarak arzu veya tutku ölçüsünde duyumsandığı, kişinin öteki ben’ini arama biçiminde varoluşsal bir anlamla yüklü olduğu, âşığın gözlerini kör ederek mâşukun idealleştirildiği bir yanılsamadan ibaret olduğu ama hep bir yarım kalmışlık duygusunu içkin olduğu söylemleriyle yansıyor. Kadın şairler ise daha çok anlaşılmazlığın ve aşkına karşılık bulamayışın darmadağın edici görünümlerini yansıtıyorlar. Bu konuda Lale Müldür ilk akla gelen isim. Aşkın yıkıcılığı da özellikle belirtilmeli. Bu bağlamda aşkın şiirlerdeki en çarpıcı görünümü karasevda boyutuyla yansıyanları, diyebiliriz.

AKIMLARA GÖRE DEĞİŞEN KALEM

Modern Türk şiirine baktığımızda ayrılık daha çok bir aşk meselesi olarak mı karşımıza çıkıyor, yoksa zamanla varoluşsal bir anlam mı kazanıyor?

Klasik şiirimizde beşerî aşkın ilahî aşka dönüşmesi ve varoluşsal bir anlam taşıması esas ama yeni Türk şiirinde bu esas parçalanmaya uğruyor. Aşkın idealize edilmesi bir yandan devam ederken, özellikle Garip şiirinde aşk cinselliğe indirgeniyor. İkinci Yeni şiirinde hayat kaynaşmasının belirsiz görünümleri içinde cinsel bunalımla çehresi bulanıklaşıyor ama aşk her zaman şiirin birincil teması olmaya devam ediyor.

Ayrılık aşk teması içinde nasıl yer alıyor?

Ayrılığın aşk içindeki yerini en iyi özetleyen mısralar Attilâ İlhan’ın “Ayrılık Sevdaya Dâhil” şiiri içinde yer alıyor:

“(…)

Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var

Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil

Çünkü ayrılıklar da sevdaya dâhil

(…)

Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır

Eflatuna çalar puslu lacivert

Bir sis kuşattı ormanı

Karanlık çöktü denize

Yalnızlık

Çakmak taşı gibi sert

Elmas gibi keskin

Ne yanına dönsen bir yerin kesilir

Fena kan kaybedersin

(…)”

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Aşk konulu bir röportajı aşk şiiriyle bitirelim, derim:

AŞK

“Sen varken kötü bir şey bilmiyorduk

Mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu

Sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu

Sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler

Nicedir bir pencereden deniz güzel değil

Nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden.

Sen gel bizi yeni vakitlere çıkar.” (İlhan Berk)