Edebiyatla şekillenen mekânlar

Mimari mekânlar fiziksel birer yapı olmakla birlikte aynı zamanda edebiyatın en güçlü anlatı unsurlarından biri. Romanlardan şiirlere kadar pek çok edebi metin, mekânı bir arka plan olarak değil, doğrudan anlatının taşıyıcısı olarak ele alıyor.

Zeynep ŞAHİN

Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve ‘Darü’l-Mülk İhya Projesi’ kapsamında restore edilen Depo No: 4, hem sergi alanı hem de kafeterya olarak hizmet verirken, aynı zamanda gençlerin buluştuğu bir mekân niteliği taşıyacak şekilde düzenlendi. Yapı, yalnızca tarihi bir eser olarak varlığını sürdürmekle kalmayıp aynı zamanda canlı ve etkileşimli bir topluluk alanı olarak da kullanılmaya başlandı. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi mezunu olan ve Yapı Fiziği alanında yüksek lisans yapan Mimar ve Sanat Yönetmeni Hacer Yeğin Güneş, sanat yönetmenliğini yürüttüğü Depo No: 4’ün hikâyesini anlattı. Mimarlık ile edebiyatın birbirini besleyen iki ana disiplin olduğunu vurgulayan Hacer Güneş, Depo No: 4’ün, şehrin hafızasını geleceğe taşıyan edebi bir metin gibi tasarlandığını ifade etti.

KONYA’DA SOSYOLOJİK BİR DÖNÜŞÜM

Depo No: 4 hakkında bilgiler veren Hacer Yeğin Güneş, yapıda ‘yerinde kusurluluk’ ilkesinin benimsendiğini belirtti. Restorasyon sürecinde yapının tarihsel katmanlarının korunmasına özen gösterildiğini ifade eden Hacer Güneş, yapının tarihsel katmanlarını korumanın önemine değindi. İnsan kelimesinin ‘nisyan’ (unutmak) ve ‘ünsiyet’ (bağ kurmak) köklerinden geldiğini söyleyen Güneş, hafızası silinmiş ve yanlış müdahale edilmiş mekânların anlatı kurma yeteneğini kaybettiğini iddia etti. Depo No: 4’te tuğla dokusundan yerdeki mozaiklere kadar her kusuru koruduklarını vurgulayan Güneş, bunun nedeninin ziyaretçilerin mekânla gerçek bir bağ kurabilmesi olduğunu söyledi.

Şehrin değişen demografik yapısına ve genç kuşağın ihtiyaçlarına dikkat çeken Güneş, sanat yönetmenliği sürecinde çalıştığı ekiple birlikte bu dinamikleri göz önünde bulundurduklarını dile getirdi. Jenerasyon farkının 4 yıla, dikkat süresinin ise 30 saniyeye düştüğünü belirten Güneş, mekânın bu hızla ve yeni kültürel kodlarla uyumlu bir şekilde yaşaması için projeler geliştirdiklerini aktardı.

İKİ ALANIN BENZERLİĞİ

Edebiyatın mimarın algılama biçimini doğrudan etkilediğini savunan Hacer Yeğin Güneş, nitelikli bir mimari üretim için edebi bir derinliğin şart olduğunu ileri sürdü. James Joyce’un ‘Dublinliler’ eserinden örnek veren Hacer Güneş, bir kentin tamamen yok olması durumunda bile edebi metinler aracılığıyla o kentin ruhunun ve sokaklarının yeniden inşa edilebileceğini hatırlattı. Güneş, mimari proje süreci ile roman kurgusu arasındaki benzerliği teknik detaylarla açıklarken, roman yazarının da bir mimar gibi önce yapısal şema ortaya koyduğunu vurguladı. Roman yazarının karakterleri, yeri ve zamanı belirlediğini söyleyen Güneş, mimarların kat planlarını çıkarması gibi yazarların da metnin iskeletini kurduğunu belirtti. Ardından dilin imkânlarıyla bu yapıyı süsleyeceklerini yani ‘tezyinat’ (süsleme) aşamasına geçtiklerini aktaran Güneş, iki alanın birbirine olan benzerliğini ortaya koydu. Heidegger’in de dediği gibi dilin varlığın evi olduğunu hatırlatan Güneş, bundan dolayı her yapının bir anlatısı, her anlatının da bir matematiği olduğunun altını çizdi.

“EDEBİYAT OLMAYAN MİMARİ MAKİNELEŞİR”

Mimari ile edebiyat arasındaki kopmaz bir bağ olduğunu anlatan Hacer Yeğin Güneş, taşın, ışığın ve sessizliğin kendine has bir anlatısı olduğunu dile getirdi. Bu anlatıyı duyabilmek için mimarın mutlaka edebiyatla bağ kurması gerektiğini savunan Güneş, “Kelimelerin gücünden beslenemeyen bir tasarım, sadece teknik bir çözümlemedir. Eğer içine ruhu, hikâyeyi ve insan yaşanmışlığını katmazsanız, ürettiğiniz mekânlar insana değil, sadece makineleşmeye hizmet eder. Biz Depo No: 4’te bu makineleşmeye karşı durarak, taşın sesini duyurmaya çalıştık.” dedi.

TANPINAR’DAN KAFKA’YA MİMARİ OKUMALAR

Hacer Yeğin Güneş, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Beş Şehir’ adlı eserinin, şehir estetiğinin ve kültürel devamlılığının en temel referans noktası olduğunu ileri sürdü. Tanpınar’ın bu eserinde mimariyi sadece taşın üst üste konması olarak değil, bir medeniyetin rüyası ve hafızası olarak işlediğini belirten Hacer Güneş, eserin bir mimar için şehirle kurulan bağın kılavuzu olduğunu vurguladı. Yahya Kemal’in ‘Süleymaniye’de Bayram Sabahı’ şiirini ise mimarinin kelimelerle yeniden inşa edildiği en yüce an olarak iddia etti.

EDEBİYAT DÜNYASINDAN BAZI ÖRNEKLER

Modernleşmenin mimari üzerinden okunabileceğine dikkat çeken Hacer Yeğin Güneş, Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ romanını kilit bir noktaya koydu. Romanda apartman hayatının, bireyin ruh dünyasını nasıl daralttığını ve modern insanın ‘beton kutucuklar’ içine hapsoluşunun ustalıkla betimlendiğini söyleyen Güneş, bu metnin, mimarın tasarladığı konutun insan psikolojisini nasıl ‘tüketebileceğine’ dair bir uyarı niteliği taşıdığını belirtti. Dünya klasikleri arasında ise Victor Hugo’nun ‘Notre Dame’ın Kamburu’ eserine bir parantez açtı. Katedralin sadece bir dini yapı değil, dönemin ideolojik ve devletçi yapılanmasının somut bir yansıması olduğunu hatırlatan Güneş, mimarinin tarih boyunca iktidarlar için en görkemli güç sembolü ve gösteriş aracı olarak kullanıldığını söyleyerek konuşmasını tamamladı.