Türk-İslâm sentezi bir sanat: Tezhip

Süsleme geleneğinden doğan ancak dinî bir anlama sahip olan tezhip, İslâm düşüncesinin estetik bir biçim üzerinden görünürlük kazandığı sanat dallarından biri olarak biliniyor.

Şimal TUNAHAN

Kökleri Uygur Türklerine uzanan, Orta Asya’da gelişen ve Osmanlı döneminde zirvesini yaşayan tezhip sanatı gerek ustaları gerek talebeleri tarafından ibadet bilinci taşıyan bir sanat olarak tanımlanıyor. İslâm kültürüyle tanışmadan önce ‘süsleme geleneği’ olarak tarih sayfalarında yer alan bu sanat, İslâm’ın yaygınlaşmasıyla birlikte belirli bir zemine oturtuluyor ve Anadolu Selçukluları döneminde sistemli bir sanat haline gelip Osmanlı döneminde en parlak dönemine ulaşıyor. Özellikle kutsal metinlere gösterilen hürmetin bir sonucu olarak doğan tezhip sanatı, kutsal metinlerin yanı sıra yazma eserlerin, murakkaların ve levhaların yaldızlanmış köşelerinde hayat buluyor. Selçuk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü mezunu Tezhip Sanatçısı Selman Küçükkömürler, tezhip sanatı hakkındaki bilgilerini Selçuk İletişim’e anlattı.

TEZHİP SANATININ ORTAYA ÇIKIŞI

Tezhip kelimesinin Arapça ‘zehebe’ yani ‘altın’ kökünden türediğini aktaran Selman Küçükkömürler, tezhibin ise ‘altınlama’ anlamına geldiğini belirtiyor. Başka bir Arapça kelime olan ‘müzehhip’ kelimesinin ‘tezhipleyen’ olduğunu aktaran Küçükkömürler, ‘müzehhep’ kelimesinin de ‘tezhiplenmiş’ anlamına geldiğini söylüyor. Tezhip sanatının tarihinden bahseden Selman Küçükkömürler, Uygur Türklerindeki çeşitli yazmaların etrafında bulunan yaprak, çiçek, lotus motifleri olduğu için tezhip ve hatta minyatür sanatının Uygur Türklerine kadar uzandığını belirtiyor. Bundan nedenle Küçükkömürler, tezhip için “Kendimize has sanatlarımızdan biri diyebiliriz.” ifadelerini kullanıyor. Türklerin İslamiyet’i kabulüyle beraber bu sanatın zirve noktasına ulaştığını dile getiren Küçükkömürler, “Kur’ân-ı Kerîm’i en güzel şekilde yazıp süslenmeye çalışmışlar.” diyor. Küçükkömürler, tezhipte altın kullanılmasının nedenini şu sözlerle açıklıyor: “Dönemin en değerli madeni altın olduğu için altın bolca kullanılmış. Süslemelerde olsun, çeşitli yazı türlerinde dahi altınla yazılmış yazılar vardır. Yani değerinden dolayı değer verdiğiniz şey ne kadar önemliyse kullandığınız maddeleri de o kadar değerli kullanmak istersiniz.”

HÜSN-İ HAT’IN ELBİSESİ

Hat, ebru ve minyatür sanatı gibi İslâm sanatları içerisinde yer alan tezhibin kutsal metinlerin bezenmesi yönünden en çok kullanılan sanatlardan biri olarak ön plana çıktığını belirten Selman Küçükkömürler, Kur’ân-ı Kerîm’in çoğaltılmasıyla birlikte kutsal metinlere gösterilen saygının iki şekilde görünür olduğunu söylüyor. Gösterilen ilk saygının metinlerin yazımında kullanılan hat sanatı olduğunu dile getiren Küçükkömürler, ikincisinin ise hat kullanılarak yazılan metnin görsel çerçevesini estetik hâle getiren tezhip sanatı olduğunu ifade ediyor. Küçükkömürler, bu yönü bakımından tezhibin, kimi müzehhipler tarafından ‘Hüsn-i Hat’ın ve yazının elbisesi’ olarak anıldığını dile getiriyor. Ancak tezhip sanatının hem sistematik hale gelme nedeni hem de kullanılan motifler ve kaideleri nedeniyle bir ‘süsleme geleneğinden’ fazlası hâline geldiğini vurgulayan Küçükkömürler, örnek olarak tezhipte en fazla kullanılan ve stilize edilmiş çiçek motifi olan ‘lale’ motifinin Allah’ı temsil ettiğini, ‘karanfil’ ve ‘gül’ motiflerinin de Hz. Muhammed’i temsil ettiğine değiniyor. Küçükkömürler, tezhipte kullanılan motiflerin ve desenlerin dinî anlamlarından dolayı tezhibin ‘süsleme’ sanatından ziyade daha ince bir anlam taşıyan ‘bezeme’ sanatı olarak anılmasının doğru olduğunu düşündüğünü ifade ediyor.

TEZHİBİN ‘TEFEKKÜRLE’ BAĞLANTISI

Küçükkömürler’e göre tezhip, detayların önemli olduğu bir sanat olduğu için hem sabır hem de emek isteyen bir sanat. Bu yönüyle tezhip sanatının Allah’ı her anlamda hatırlatacak bir sanat olduğunu söyleyen Selman Küçükkömürler, tezhibin İslâm’daki ‘tefekkür’ (derin düşünme) anlayışıyla bağlantılı olduğundan bahsediyor. Küçükkömürler, insanların tezhibin güzelliğine baktıkça esas sanatkârı, yani Allah Teâlâ’yı hatırladıklarını söyleyerek konuşmasını bitiriyor.