Yer altındaki sessiz çöküş

Yüzeyde aniden ortaya çıkan obruklar, yıllarca yer altında büyüyen boşlukların sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Her geçen gün Konya havzasında artış gösteren obruklar hem kırsal hem de şehir yaşamı için tehlike oluşturuyor.

Fatıma SELVİ

Obruk oluşumunu toprağın yer altına çökmesi, erimesi veya aşağıya doğru çekilmesi sonucu oluşan boşluklar olarak tanımlayan Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Şükrü Arslan, obruk oluşumunda birçok faktör olduğunu söyledi. Bu faktörlerden biri olan ‘litolojik’ özelliklerin zeminin kimyasal bileşenlerinden oluştuğunu dile getiren Şube Başkanı Şükrü Arslan, obrukların kalsiyum karbonat bakımından zengin topraklarda daha sık görülebildiğini belirtti.

Suyun kalsiyum karbonatlı yapıyı zamanla çözmesi sonucu yer altında boşlukların oluştuğunu vurgulayan Arslan, küçük boşlukların birleşerek zamanla daha büyük boşluklar oluşturduğunu bildirdi. Bir diğer faktörün yer altı sularının çekilmesi olduğunu kaydeden Arslan, tarımsal sulamada bilinçsiz ve kontrolsüz kullanım nedeniyle su tablasının aşağı çekildiğini aktardı. Son faktör olarak kırık fay sistemlerini bildiren Şükrü Arslan, kırık hatların kalsiyum karbonatça zengin yapılar olduğunu, suyun etkisiyle daha hızlı çözündüğünü ve suyun çözünmeyi artırarak boşluklar oluşturduğunu kaydetti.

KONYA’DAKİ 3 FARKLI OLUŞUM

Obruk oluşum mekanizması açısından Konya’da genellikle 3 farklı oluşum türü gözlemlendiğini açıklayan Başkan Arslan, bu türlerin ana kaya çökmesi, örtü çökmesi ve örtü oturması şeklinde sıralandığını anlattı. Şube Başkanı Şükrü Arslan “Ana kaya çökmesi, yüzyıllar içerisinde karstik mağaraların tavan bloklarının fiziksel ve kimyasal ayrışma sonucunda çökmesiyle oluşur. Çapları 250–300 metreye kadar ulaşabilen, derinliği 100–150 metreyi bulabilen çok büyük obruklardır. Bu tür oluşumlar nedeniyle bölge ‘Obruk Platosu’ olarak da adlandırılmaktadır.” ifadelerini kullanarak, son 25 yılda örtü çökmesinin daha çok görüldüğüne dikkat çekti.

Kum gibi malzemelerden oluşan örtü tabakasının altındaki boşlukların zamanla büyümesi ve üst tabakanın çökmesi ile meydana gelen örtü çökmesinin giderek artış gösterdiğini kaydeden Arslan, örtü çökmesi obruklarından 300’ü aşkın bulunduğunu aktardı. Örtü oturması obruklarının ise toprak yüzeyinde çanaklaşma şeklinde görüldüğünü paylaşan Şükrü Arslan, örtü oturmasının afet boyutunda ani bir çökme oluşturmayacağını ancak üzerinde bulunan yapılara zarar verebilecek nitelikte olduğunu belirtti.

“ASIL TEHLİKE HENÜZ ÇÖKMEMİŞ GİZLİ OBRUKLAR”

AFAD verilerine göre Konya havzasında son 25 yılda 655 obruk tespit edildiğini anlatan Şube Başkanı Şükrü Arslan, yeraltı suyunun kendi içinde üç tür hareketlilik gösterdiğini anlattı. Bu hareketlilikleri statik değişim, yatay akış ve suyun kimyasal özellikleri olarak sıralayan Başkan Şükrü Arslan, statik değişimin kurak dönemlerde su seviyesinin 8–10 metreye kadar çözünmesiyle meydana geldiğini belirtti. Yatay akışın yeraltında belirli yönlerde akış gösterdiğini söyleyen Arslan, suyun kimyasal özelliklerinin, suyun geçtiği volkanik kayaçlardan mineraller alarak çözücü hale geldiğini paylaştı.

Suyun kimyasal dengesinin, kalsiyum, magnezyum ve karbonat gibi minerallerin çözünme kapasitesini etkilediğinin altını çizen Başkan Şükrü Arslan, obruk oluşumu için zemin yapısı, kırık fay sistemleri ve yeraltı suyu hareketliliği gibi birçok parametrenin bir arada bulunması gerektiğini dile getirdi. Bu şartların Konya havzasında mevcut olmasının özellikle Karapınar bölgesinde obruk oluşumunu yaygınlaştırdığını vurgulayan Arslan, obruk oluşumunda Karapınar’ı Cihanbeyli, Çumra ve Karatay’ın izlediğini, asıl tehlikenin ise henüz çökmemiş gizli boşluklar olduğunu aktardı.

BİLİNÇSİZ TARIM OBRUK RİSKİNİ ÖNCEDEN BELİRLEMEYİ ZORLAŞTIRIYOR

Obrukların büyük bir kısmının tarım arazilerinde meydana geldiğini bildiren Şube Müdürü Arslan, çaplarının 60 metreye ulaşan derinliklerinin ise 60–70 metreye kadar inebilen obruklar bulunduğunu aktardı. Bu durumun hem toprak kayıplarına neden olduğunu hem de tarım alanlarını kullanılamaz hale getirdiğini hatırlatan Şükrü Arslan, doğru ve bilinçli tarım uygulamalarının önem taşıdığını anlattı.

Yapay zekâ yöntemleriyle ve matematiksel modellemelerle oluşturulan obruk duyarlılık haritasının bir risk haritası olmadığını açıklayan Şükrü Arslan, bilinçsiz tarımın obruk riskini önceden belirleme çalışmalarını zorlaştırdığını belirtti. Duyarlılık haritasının temel mantığının, benzer özelliklere sahip alanları tespit etmek ve bu alanları ‘yüksek duyarlılığa sahip bölgeler’ olarak sınıflandırmak olduğunun altını çizen Arslan, sonraki aşamada ise zaman, mekân, büyüklük ve derinlik gibi parametrelerin de eklenerek bir obruk tehlike haritası oluşturulmasının planlandığını aktardı. Bu risk haritasına göre önlem, iyileştirme ya da nakil çalışmalarının gündeme alınacağını paylaşan Başkan Arslan, çalışmalara devam edildiğini söyledi.

TOPLUMDAKİ FARKINDALIĞIN YETERLİ DÜZEYE ULAŞMASI ÖNEM TAŞIYOR

Özellikle tarımla uğraşan vatandaşların bir kısmının durumunu kadere bağlamış durumda olduğunu bildiren Şükrü Arslan, teknik bilgi eksiklikleri olabileceğini ancak obrukların yer altı suyunun aşırı ve kontrolsüz kullanımından kaynaklandığını bildiklerini belirtti. Ancak vatandaşların geçim kaynakları tarım olduğu için bundan vazgeçmelerinin kolay olmadığını söyleyen Arslan, obruk oluşumu konusunda sadece bilinçlendirmenin yetmediğini, su kullanımına da çözüm üretmek gerektiğini kaydetti.

Konya kapalı havzasının dışarıdan beslenen bir havza olmadığına değinerek, su kaynaklarında su olmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kalındığını paylaştı. Şükrü Arslan, çözüm olarak toplumsal farkındalık düzeyinin obruklar, doğru su kullanımı ve bilinçli tarım noktasında artırılması gerektiğinin önemini bildirerek, yeraltı su seviyelerinin bazı bölgelerde 150–200 metreye kadar düşmüş durumda olduğunu, bugüne kadar meydana gelen obrukların bilinçsiz kullanımlardan kaynaklandığını paylaştı.

“TAMAMEN DURDURMAK MÜMKÜN OLMASA DA SÜRECİ YAVAŞLATMAK MÜMKÜN”

Bundan sonra yeni obruklar olmayacağını söylemenin doğru olmadığını bildiren Arslan, örtü tabakasının altında oluşmuş boşlukların bulunduğunu ve boşlukların üstünün toprak tabakasıyla kapalı olduğunu dile getirdi. Şükrü Arslan, oluşmuş bir boşluğu tamamen ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını ancak zemin çalışmalarıyla bu boşlukların önceden tespit edilip doldurulabilme ihtimali olduğunu kaydetti. Bu durumun bir önlem olabileceğini, obruk oluşumunu tamamen durdurmanın mümkün olmadığını fakat süreci yavaşlatmanın mümkün kılınabileceğini aktaran Arslan, yeraltı su seviyesini stabil tutmanın en önemli adımlardan biri olduğunu paylaştı.

Suyun ani düşüşleri kadar ani yükselişlerini de riskli olarak değerlendiren Şükrü Arslan, on yıl sonra Konya kapalı havzasının yer altı su rezervlerinin büyük ölçüde azalabileceğini, su kıtlığının tarım için ciddi bir tehdit oluşturabileceğini bildirdi. Şükrü Arslan, bu süreci bilimsel ve teknik çalışmalarla yönetmenin, gerekli önlemleri zamanında almanın ve su yönetimini sürdürülebilir hale getirmenin önem taşıdığını cümlelerine ekledi.